Ana Sayfa Blog

Oproep voor Persvrijheid: Sta Op Tegen Aanvallen op Journalisten door het Turkse Militair

0

23 Ağustos 2023’te bir Türk insansız hava aracıyla bir gazeteci bir araya geldi ve Suriye’nin Rojava kentindeki 712 numaralı Amude (Amuda) kasabasında Til Şiîr (Uzun Şa’ir) ile seyahat etti.

Bombardımanla birlikte, Necmedin Feysel Hec Sinan gibi genç bir medya çalışanı da Delila Egid adında bir gazeteci yetiştirdi. Ziekenhuis’te bir an önce bunu yaptık.

Kişisel bilgileri aynı demokratik, şeffaf ve çeşitli fikirlere göre dağıtmak için bilgilendirmek önemlidir. Bu, Türk gazetecilerin kapısını çalarak bizi zor durumda bırakıyor. Demokrasinin gereği olarak insani planlar yapıyoruz.

Gazeteci, açık sözlü söylemlerde çok az yolsuzluk ve yolsuzlukla mücadele etmek açısından çok önemlidir. Demokrasiyle ilgili bilgi edinme ihtiyacıyla karşılaştık. Türk gazetecilerinin kapısında gözdağı vererek korkutma eylemlerini ortadan kaldırdık. Bütünlüklü bir şekilde, raportörlerin en iyi şekilde bilgilendirilmeleri gerekiyor. Aynı şekilde, bir insan olarak da olsa, her şey yolunda gidiyor.

Türkiye, NAVO’nun kapağında, burgerler de var. Türk insansız hava araçları Suriye’de çok sayıda uçuş gerçekleştiriyor ve Rusya’nın Verenigde Eyaleti’nin kontrol kapısında geziniyor. Bugün itibariyle, Türkiye’nin kuzeyindeki Oost-Suriye’deki özerk bölgede 200’den fazla insan bulunuyor. En önemli konum, van Derik tot Shehba, dronların kapılarını açıyor. Kuzey Oost-Suriye’deki (AANES) Otonom Yönetim Fonksiyonları kapsamında, burgerlerde gezinirken, çok sayıda insanla bir araya geldi. Türkler, AANES ile bir araya gelerek, 46 kişiyle bir araya gelerek, Syrische’in geri dönüşünü sağladı.

2023’te gazeteciler Suriye’nin farklı bölgelerinde bir araya geldi. Bu mutluluk, uluslararası medya hizmetlerinden yararlanmak açısından çok önemli. Biz, gazetecilerin Türkiye’ye geri dönmesiyle birlikte bir dayanışmanın kokusunu aldık ve bir kez daha, çok daha fazla yankı uyandıran bir anlayışla karşı karşıya kaldık. Demokrasi ilkeleri ve insan haklarıyla ilgili iletişimin ilk adımları.

Bu sayede, Midden-Oosten’de arama yaparken, oorlogsgebieden zoals’da adı geçen her günkü anlayışla, hala bir şey bulamadık. Biz, daha iyi bir şekilde, daha iyi bir şekilde tartışılması için bir şeyler yapmak üzere, büyük bir kapıya doğru ilerliyoruz. Bu, her zaman bir paket oluşturmak için bir paket oluşturmak için bir iletişim kutusu açmamız önemlidir.

Dayanışma içinde,

Bestuur van Stichting Vrouwen Onderzoeks- ve İletişim Merkezi NEWA

Call for Freedom of Press: Stand Against Attacks on Journalists by the Turkish Military

23 Ağustos 2023 Çarşamba günü Suriye’nin Rojava bölgesinde Amude (Amuda) ile Qamişlo (Kamışlı) arasındaki 712 nolu karayolu üzerindeki Til Şiîr (Tall Şair) köyü kavşağında Türk ordusuna ait silahlı bir insansız hava aracı (İHA) bir gazetecinin aracını hedef aldı.

Bombalama sonucu Necmedin Feysel Hec Sinan isimli medya çalışanı hayatını kaybederken, Delila Egid isimli gazeteci de yaralandı. Hastanede yaşam mücadelesi veriyor.

Basın özgürlüğü, şeffaflığı, hesap verebilirliği ve çeşitli fikirleri teşvik ederek bilgili ve demokratik bir toplum için hayati önem taşır. Yine de, Türk ordusunun gazetecilere yönelik saldırılarının artması bizi endişelendiriyor. Bu eylemler insan haklarını ihlal ediyor ve demokrasiyi aşındırıyor.

Gazeteciler gerçeği ortaya çıkarmak, yolsuzluğu ifşa etmek ve kamu söylemini desteklemek için hayati öneme sahiptir. Onlara saldırmak, bilgi edinme ve demokrasi hakkını zayıflatır. Türk ordusunun gazetecilere yönelik sindirme ve şiddetini şiddetle kınıyoruz. Tarafsız haber yapabilmeleri için güvenlikleri ve dürüstlükleri korunmalıdır. Gerçeğe ve insan haklarına değer veren bir toplum, basın özgürlüğüne saygı duyar.

NATO üyesi bir devlet olan Türkiye, neredeyse her gün sivillere saldırıyor ve onları öldürüyor. Türk insansız hava araçları, ABD ve Rusya tarafından ortak olarak kontrol edilen bir alan olan Suriye üzerindeki hava sahasında serbestçe hareket ediyor. Türkiye, son üç yılda Kuzey ve Doğu Suriye özerk bölgesinde yaklaşık 200 insansız hava saldırısı gerçekleştirdi. Derik’ten Şehba’ya kadar hemen hemen her yer silahlı insansız hava araçları tarafından vuruldu. Bu saldırıların hedefleri arasında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (AANES) yetkilileri, muharebe birliği üyeleri ve siviller yer aldı ve yüzlerce kişinin ölümüne yol açtı. Dahası, Türk ordusu AANES topraklarında Suriye hükümet güçlerini de hedef aldı ve en az 46 kişinin ölümüne yol açtı.

Ayrıca, 2023 yılı içerisinde Suriye’nin çeşitli bölgelerinde altı gazeteci hayatını kaybetti. Sınırsız uluslararası medya özgürlüğünü savunma zorunluluğu hayati önemde olmaya devam ediyor. Türkiye hükümeti tarafından gazetecilere yönelik saldırılara karşı dayanışma çağrısında bulunuyoruz ve basın özgürlüğüne yönelik bir saldırının tek bir yerde küresel olarak yankılandığını kabul ediyoruz. Birleşik iletişimimiz demokrasi, adalet ve insan hakları ilkelerini vurgular.

Sonuç olarak, tüm dünyada ve özellikle Orta Doğu gibi savaş bölgelerinde basın özgürlüğünü güvence altına almak için sessiz kalmamanızı rica ediyoruz. Herkesi, şu anda ortaya çıkan sorunlara dikkat çekmeye, bunları tartışmak için masaya getirmeye ve desteklerini sunmaya çağırıyoruz. Açık diyalogları teşvik etmemiz ve bu devam eden zorlukların ele alınmasında yardım sunmamız esastır.

Dayanışma içinde,

Stichting Kurulu Vrouwen Onderzoeks- ve Communicatiecentrum NEWA

Jin TV: Dengê jinê, rûyê jiyanê

0

Jin TV: Dengê jinê, rûyê jiyanê

Xebatên me yên Jin Tv ku me di 9’ê Çileyê de ragihandibûn heta asteke girîng temam bûn.

Ji tekoşîna maf, ked û azadiyê ya çil hezar jinên sala 1857’an li bajarê New York’a Emerîka heta sala 2018’an, tekoşîna azadiyê ku jinan di qada siyasî, civakî, huquqî û di hemû qadan de mezin kiriye ji bo me bûye çavkaniya îlhamê.  

Di 8’ê adara 2018’an de jin, bi îdîaya bi dawîkirina şîdeta li ser beden û keda jinê ku lutkeya pergala desthilatdar a zilam e, li çar aliyên cîhanê dadikevin qadan. Jin îdîaya xwe, armanca xwe, daxwaza xwe, rêxistiniya xwe mezin dikin, xurt dikin.

Em jî weke weqif ji bo dengê hemû jinên cîhanê, gotin û têkoşîna wan ragihînin û bi wan re hevdîtinê pêk bînin, weşana testê a Jin Tv didin destpêkirin. 

Em hemû jinan vedixwînin ber ekranê “Dengê jinê, rûyê jiyanê: Jin Tv” temaşe bikin û bidin temaşekirin. 

Hûn dikarin televîzyona me ku weşanek pir zimanî, pir çandî û pir alî esas digire, li ser vê frekansê temaşe bikin: 

Uydu: Hotbird 13°E

Frekans: 11 054 MHz

Polarizasyon: Horizontal

Symbolrate: 27500

FEC-rate: 5/6

Jin TV: Kadının sesi, yaşamın yüzü

Newa Kadın Vakfı olarak 9 Ocak’ta duyurusunu yaptığımız Jin Tv projemiz önemli oranda tamamlanmıştır.

8 Mart 1857’de ABD’nin New York kentinde kırk bin kadının emek, hak ve özgürlük mücadelesinden, 2018 yılına uzanan kadınların siyasette, sosyal yaşam, hukuk  vb. tüm  alanlarda büyüttüğü özgürlük mücadelesi bizlere ilham kaynağı olmuştur.

2018 yılı 8 Mart gününde kadınlar bir kez daha kadın bedeni, kadın emeği, kadın varlığı üzerindeki şiddeti, sömürüyü kırma iddiasıyla dünyanın dört bir yanında sokaklara çıkıyor. Amacını, talebini, örgütlülüğünü, ataerkil zihniyete karşı büyütüyor ve güçlendiriyor.

Bu örgütlülüğün bir parçası olarak dünya kadınlarının sesini, sözünü, mücadelesini duyurmak ve onlarla daha güçlü buluşmak için 8 Mart’ta Jin Tv olarak test yayına başlıyoruz.

Bütün kadınları ekran başına, “Kadının sesi, yaşamın yüzü: Jin Tv”yi izlemeye, izletmeye davet ediyoruz.

Çok dilli, çok kültürlü, çok yönlü  yayıncılığı esas alacak olan televizyonumuzu şu frekanslar üzeri izleyebilirsiniz :

Uydu: Hotbird 13°E

Frekans: 11 054 MHz

Polarizasyon: Horizontal

Symbolrate: 27500

FEC-rate: 5/6

Jin TV: Stimme der Frau und zum Bild des Lebens

Die Frauenstiftung NEWA hat am 9. Januar mit den Arbeiten zum Aufbau des Frauenfernsehens JinTv begonnen. Endlich wurden die Vorbereitungen abgeschlossen.

Am 8. März 1857 versammelten sich in New York 40.000 Frauen, um für ihr Recht auf Freiheit und Arbeit zu kämpfen. Im Jahre 2018 werden immer noch Frauen in Politik, Gesellschaft und Recht sowie in allen anderen Bereichen von diesen 150 Jahre währenden Kämpfen inspiriert.

Heute, am 8. März 2018, gehen wieder Frauen auf die Straße. Es geht dabei um die Überwindung der bestehenden Herrschaftsverhältnisse, die Freiheit von Geist und Körper der Frau, die Sichtbarkeit sozialer Arbeit von Frauen und ein endliches Stoppen der Gewalt gegen Kinder und Frauen. Es geht darum, unseren Willen, unsere Träume, unsere Wünsche und Ziele zu erstarken – gemeinsam gegen das Patriarchat zusammenzuwachsen.

Wir, als Stiftung NEWA, gehen auf Sendung. Um allen Frauen eine Stimme zu geben und unsere Kämpfe nie mehr ungehört zu lassen, beginnt am 8. März die Testphase von JinTV.

Für alle Frauen vor den Bildschirmen wollen wir zur “Stimme der Frau und zum Bild des Lebens” werden. Wir laden euch und Sie ein, den Fernseher einzuschalten.

Mit vielen Sprachen, durch viele Kulturen und auf vielen Wegen senden wir zu euch auf dieser Frequenz:

Satellit: Hotbird 13°E

Empfängerinfrequenz: 11 054 MHz

Polarizasyon: Horizontal

Symbolrate: 27500

FEC-rate: 5/6

Stichting Vrouwen Newa

BASINA VE KAMUOYUNA

Kadın özgürlük mücadelesinin Kürdistan, Ortadoğu ve dünya çapında kendini altın harflerle tarihe yazdırdığı bir dönemden geçmekteyiz. Erkek egemen zihniyetin vücut bulduğu iktidarlar, rejimler ve sistemler kadınların cesaretle bilenmiş mücadeleleri karşısında ciddi sarsıntılar yaşamaktadır. Sarsılan ve zorlanan erkek rejimleri, kadınların iradesini kırmak adına sömürü politikalarını derinleştirmekte ve daha fazla şiddete başvurmaktadır. Devlet, şiddetini yasaları ve kolluk güçleri aracılığıyla uygularken, devletin temsilcisi erkekler ise evde, sokakta benzer şiddeti uygulamakta ve erkek-devlet dayanışması ile kadınların yaşamı kıskaca alınmaya çalışılmaktadır. Erkek-devlet ittifakı ile gelişen bu baskılar karşısında kadınlar belki de mücadele tarihlerinin en bilinçli ve örgütlü refleksleri ile cevap vermektedir. Nasıl ki kadınların tarih boyunca sergiledikleri görkemli direnişler erkek eli ile arkaya itelenmişse, bugün de kadınların isyan ve itirazları ana arkım medya organlarında yer bulmamakta ve gerilere itelenmektedir. Kadın başarıları, emeği, bilinci, iradesi görünmez kılınmak istenmektedir. Alternatif medya olma adına yola çıkanlar ise genel gündemler arasına kadın haberlerini sıkıştırmakta, böylece etkisini nötr kılmaktadır. Dolayısıyla kadınların yaşamdaki varlığı, renkliliği, düşünsel gücü, becerileri ve mücadelesi hak ettiği yeri tam olarak alamamaktadır. 

Kadınlar, ana akımda ortaya çıkan bu görüntüyü ve ardındaki zihniyeti tespit etmiş ve kendi basın mecralarını yaratmaya çalışmışlardır. Kadın mücadelesinin büyümesi, kadın basıncılığı ile parelel gelişmiştir. Feminist örgütlerin mücadele alanlarından biri de basın-yayın alanı olmuştur. 18. yüzyılda yoğunluk kazanan feminist akımlar, kendi yayın organlarını da geliştirmiştir. Örneğin “dünyanın ilk kadın dergisi” olarak adlandırabileceğimiz dergi 27 Şubat 1779’da Almanya’da Ernestine Hofmann öncülüğünde çıkarılan ve aynı yılın sonunda kapanmak zorunda kalan “Für Hamburgs Töchter” (Hambur’un Kızları İçin) dergisi olmuştur. Yine 1858’de İngiltere’de feminist bir grup kadın tarafından çıkarılan English Woman’s Journal (EWJ), ülkede yayımlanan ilk kadın dergisidir. 

Ömürleri uzun olmasa da kadın dergileri, radyoları uzun süre kadın hareketlerinin kurumlaşma alanlarından olmuştur. Ancak buna rağmen devlet yasaları ve maddi imkansızlıklardan dolayı yaygın bir alan haline gelememiştir. Gerçek anlamda kadın değerlerinin yansıdığı gazete ve dergiler çok sınırlıdır, televizyonlar ise neredeyse yok gibidir. 

Tarihten günümüze kadın mücadeleleri ulaştığı her bir aşamayı, elde ettiği her bir birikimi kurumsallaştırmaya çalışmıştır. Bu gelenek Kürt kadın mücadelesinde de yaşam bulmuştur. Kadın düşüncesine, kadın emeğine, kadın diline ve yorumuna dayalı Kadın Ajansı bu örneklerden biridir. Kadınların evrensel değerlerini esas alarak, kendi özgün yanlarını da güçlendirerek Kürt kadınları her alanda ilklerini yaratmaya çalışmıştır. Bu alanlardan biri de basın-yayın alanıdır. 

Newa Kadın Vakfı olarak yıllardır kadının yükselen özgürlük arayışını yayınlarımız aracılığıyla kamuoyuna duyurmayı amaçladık. Bu çaba ile kadınların özgürlük mücadelesinin bir parçası olmaya, katkı sunanı, emek vereni olmaya çalıştık.  

Belirtmeliyiz ki şimdiye kadar kadınların dayanışma ve desteği ile ayakta kalan kurumumuz oldukça pozitif tepki topladı. Bu olumlu tepkiler bizleri cesaretlendirdi ve kadın odaklı basıncılıkta daha üst bir aşamaya tırmanma konusunda iddialı kıldı. Şimdi kadınlara Newa Kadın Vakfı olarak önümüzdeki süreçte “Jin TV” adı ile bir kadın televizyonunun yayın hayatına başlayacağına dair müjdeyi vermek istiyoruz. Kurum olarak böylesi bir çalışmanın gururunu taşırken, bizi bu konuda cesur kılan bedel vermiş tüm kadınlara şükranlarımızı sunuyoruz.

Nasıl bir televizyonu mu? 

Öncelikle toplumsal kodlamalara savaş açacak bir kadın televizyonu olacağını belirtmek isteriz. Cinsiyetçilikten beslenen ana akım medyaya karşı duracak, kadın değerlerini görünür kılacaktır. Kadın televizyonu, kadın dünyasının aynası olma iddiasındadır. 

Üçüncü sayfalarda şiddet merkezli haberlere sıkıştırılmış, Tv’lerde haberlerin sonlarına doğru ‘haberi süsleme’ nesnesine dönüştürülmüş kadını hayatın kaynağı olarak yeniden var kılacaktır. Kadınlar sanatı, kadınlar sporu, kadınlar siyaseti, kadınlar bilimi, kadınlar doğayı, kadınlar sağlığı yorumlayacak ve ‘hayat varsa biz de varız’ mottosu ile sesini duyuracaktır.  

Jin TV, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddete karşı duracak, şiddet uygulayanı teşhir edecek, kadınları bu konuda öz savunmasını almaya çağıracaktır. 

Jin TV, yaşamın her alanında kadın emeğini görünür kılma iddiasında olacaktır. Başta kadın-erkek ilişkileri olmak üzere bu ilişki ile bağlantılı olarak toplum yaşamını temelden etkileyen kadın-çocuk, erkek-çocuk ilişkisini ele alacaktır. Aile içi iş paylaşımdan, demokratik aile kriterlerine kadar toplumun temel taşlarını sorgulayacaktır.

Kadın bedenini kıskaca almış olan tabuları yıkacak, kadınları reklam malzemesine dönüştüren, metalaştıran ana akım erkek medyasına karşı kadınları yaşamın öznesi olarak ekranlara taşıyacaktır. 

Jin TV, kadınların yaşadığı cenderenin bir kader olmadığını anlatacak, yaşadığı sorunlara çözümler arayacak ve bu konuda kadınları cesaretlendirmeyi amaçlayacaktır.  

Televizyonumuz çok dilli, çok kültürlü, çok yönlü bir yayın çizgisi ile akıl ve duygunun yaratıcılığını birleştirecektir. Farklılıkları yok sayan ana akım medyaya karşı çoğulculuğu esas alacaktır.

Kadınların görünmeyen, hiçleştirilen, yok sayılan emeğini görünür kılacaktır. Evde, tarlada, ofiste, sokakta her dalda çalışan kadının yanında duracaktır. 

Newa Kadın Vakfı olarak kadınlar açısından yeni ve önemli bir aşamayı ifade eden kadın televizyonu projemizin emek verenlerine, fikir sunanlarına, destek olanlarına şimdiden teşekkürlerimizi sunuyoruz. Televizyon projemizin detayları önümüzdeki süreçlerde kamuoyu ile paylaşılacaktır. 

Böylesi bir çalışmanın esin kaynağı olan, ilham veren, güç katan ve kadınların direniş tarihinde sembolleşen birçok isim sıralamak mümkündür. Onlar her daim bizleri bir adım ileriye taşıyan eşsiz güzellikteki yaşam tanrıçalarıdır. Yüzlerce kadının emeği ile yürüttüğümüz bu çalışmayı başta kadınların varlık mücadelesine ömür adamış bütün kadınlara ve ayrıca Paris’te 2013 yılında katledilen Sara-Rojbin-Ronahi’lerin anısına armağan etmek istiyoruz. 

Kadın televizyonu çalışmamıza her kadının destek sunacağına, dayanışmasını esirgemeyeceğine inanıyoruz. 

Jin Jiyan Azadî…

9 Ocak 2018

Newa Kadın Vakfı

Hollanda

JI ÇAPEMENÎ Û RAYA GIŞTÎ RE

Em di serdemek wisa de ne ku, li Kurdistan, Rojhilata Navîn û hemû cîhanê tekoşîna azadiya jinê dîroka xwe bi tîpên zêrîn dinivîsîne. Desthilatdarî, rejîm û pergalên bi zêhniyeta zilamê serwer saz bûne, li hemberî tekoşîna jinan a bi wêrekiyê xwe rapêçayî ji binî de dihejin. Rejîmên zilaman ku dihejin û ketine tengaviyê binavê şikandina vîna jinan polîtîkayên mêtîngeriyê kûrtir dikin û hîn zêdetir serî li tundiyê didin. Dewlet tundiyê bi rêya destûr û hêzên xwe yên ‘ewlehiyê’ pêk tîne, zilamên ku nûnerên dewletê jî li malê, li kolanan heman tundiyê pêk tînin û bi hevkariya zilam-dewletê hewl didin jiyana jinan têxin nava pencên xwe. Li dijî van zextên ku bi hevkariya zilam-dewletê pêşdikevin, jin belkî jî di dîroka têkoşîna xwe de, herî zêde îro bi refleksên têgehiştî û rêxistî bersivê didin.

Çawa ku di dîrokê de zilaman berxwedanên bi heybet yên jinan avêtine paş, îro jî serhildan û nerazîbûnên jinan di sazî û dezgehên medya navendî de cih nagirin û li paş tên hiştin. Dixwazin serkeftin, ked, zanebûn û vîna jinê neyê dîtin. Yên ku bi navê medya alternatîf ketine rê jî, nûçeyên jinan dixin nava rojevên giştî û li wir asê dihêlin, bi vî rengî bandora wan notralîze dikin. Lewra jî hebûna jinan a di jiyanê de, rengîniya jinê, hêza wê ya ramanê, jêhatin û têkoşîna jinê cihê ku heq kiriye nagire.

Jinan ev dîmen û zêhniyeta li pişt ku di medya navendî de derketî holê tespît kirine û hewl dane qadên xwe yên ragihandinê biafirînin. Mezinbûna têkoşîna jinan û pêşketina ragihandina jinê hevaheng in.

Yek ji qadên têkoşîna rêxistinên femînîst jî bûye qada ragihandinê. Tevgerên femînîst ku di sedsala 18. de zêde û berfirehtir bûn, sazî û dezgehên xwe yên ragihandinê jî pêş xistin. Nimûne kovara ku em dikarin binavê ”yekem kovara jinê” pênase bikin, kovara binavê “Für Hamburgs Töchter” an go ‘Ji bo keçên Hamburgê’ ye ku di 27’ê Sibata 1779’an de li Almanyayê di pêşengiya Ernestîne Hofmann de tê derxistin û di dawiya heman salê de jî rû bi rûyê girtinê dimîne ye. Dîsa 1858’an li Ingilistanê ji aliyê komek jinên femînîst ve kovara English Woman’s Journal (EWJ) dest bi weşanê kir, ku li welat yekem kovara jinê ye.

Her çiqas temenê wan ne dirêj be jî, kovar û radyoyên jinan demek dirêj bûne qadên sazîbûna tevgerên jinan. Lê tevî vê jî ji ber qanûnên dewletê û bêderfetiya maddî ev qad berfireh nebûye. Kovar û rojnameyên ku di rastiyê de nirxên jinê têde cih girtine pir kêmin, televîzyon jî hema bêjin tine ne.

Ji dîrokê heya roja me têkoşînên jinan hewl dane her qonax û her destkeftiya xwe bi sazî bikin. Vê kevneşopiyê xwe di têkoşîna jinên Kurd de jî daye der û zindî bûye. Ajansa jinan a xwe disipêre ramana jinê, keda jinê, ziman û şîroveya jinê yek ji van nimûneyan e. Jinên Kurd nirxên gerdûnî yên jinan ji xwe re kirine bingeh, aliyên xwe yên xweser bihêz kirine û  hewl dane di her qadê de destpêkên xwe biafirînin. Yek ji van qadan jî qada ragihandin û çapemeniyê ye.

Weke Weqfa Newa bi salane, armanca me ya sereke ew e em lêgera jinê ya azadiyê bi rêya weşanên xwe bigihînin raya giştî. Bi vê hewldanê me xwest em bibin parçeyek ji tekoşîna azadiya jinê, me hewl da ked û têkariya me jî çêbe.

Divê em bêjin saziya me ku heya niha bi destek û hevkariya jinan li ser piyan ma, têra xwe reaksyonên pozîtîf wergirt. Van reaksyonên erênî cesaret da me û hişt ku em xebatên ragihandin û çapemeniya jinê derbasî astek jortir bikin. Niha jî em weke Weqfa Jinê ya Newa dixwazin mizgîniya vekirina televîzyona jinan ‘JIN TV” bidin, ku dê pêvajoya bê dest bi weşanê bike. Em weke sazî rûmeta xebatek wisa dijîn û em spas dikin, ji hemû jinên berdêl dane û hiştine em di vê mijarê de wêrek tevbigerin.

Wê telefîzyonek çawa be?

Berî her tiştî em dixwazin bêjin, wê bibe televîzyonek jinê ya li dijî kodên cinsiyetparêz yên civakî şer dike. Wê li dijî medya navendî ya ji cinsiyetparêziyê têr dibe bisekine, nirxên jinê nîşan bide. Televîzyona jinê, xwedî wê îdîayê ye ku bibe awêneya cîhana jinê.

Ew jina ku di rûpelên sêyem yên rojnameyan de ku li navenda wan tundî heye asê maye, di televîzyonan de di dawiya nûçeyan de veguheriye objeya ‘xemla nûçeyê’, dê wê jinê wekî çavkaniya jiyanê ji nû ve bike hebûn. Jin wê hunerê, jin wê sporê, jin wê siyasetê, jin wê zanîstê, jin wê tenduristiyê şîrove bikin û bi banga ‘jiyan hebe em jî hene’ dengê xwe bidin bihîstin.

Jin TV, wê li dijî tundiya li ser jin û zarokan rawest e, yên ku tundiyê pêk tînin eşkere bike, bang li jinan bike da ku xwe biparêzin.

Jin TV,  xwedî wê îdîayê ye ku di her qada jiyanê de keda jinê nîşan bide. Di serî de têkiliyên jin û mêr, têkildarî vê têkiliya zarok-jin, zilam-jin ku jiyana civakê ji binî de bandor dike, dê bigire dest. Ji karbeşiya dinavbera malbatê, heya krîterên malbata demokratîk wê hîmên bingehîn yên civakê lêbipirse.

Wê tabuyên ku bedena jinê rapêçane hilweşîne, li dijî medyaya navendî ku jinan dike malzemeya reklamê û meta, wê jinan bike kirdeya jiyanê û wisan derbasî ekranan bike.

Jin TV, wê vebêje ku zordestiya li ser jinan ne çarenûs û qeder e, wê ji pirsgirêkên jin dijîn re li çareseriyan bigere û wê armanca wê ew be ku di vê mijarê de jinan hîn wêrektir bike.

Televîzyona me wê bi xeta xwe ya weşanê a pir alî, pir zimanî û pir çandî afirêneriya eqil û hestan bigehîne yek. Wê li dijî medya navendî ku ciyawaziyan tine dihesibîne, pirrengiyê bike bingeh.

Wê keda jinan ku nayê dîtin û tê tinekirin nîşan bide, berbiçav bike. Li malê, zeviyan, ofîs û kolanan, Jin TV wê li gel jina li her qada xebatêye cih bigire.

Em weke Weqfa Jin a Newa, ji niha de ji wan re spas dikin ku bi ked, raman û piştgiriya xwe tevlî projeya  JIN TV bûne ku ji bo jinan îfadeya qonaxeke nû ye.

Detay û berfirehiya projeya me ya JIN TV wê dema pêş bi raya giştî re were parvekirin.

Pêkane ku gelek navên ji bo vê xebatê bûne çavkaniya îlhamê, hêz dane û di dîroka berxwedanê de bûne sembol werin rêzkirin.

Ew xwedawendên xwedî xweşikbûna bêdawî yên jiyanê ne ku her demê me gaveke din ber bi pêş ve dibin.

Em vê xebata bi keda sedan jinan dimeşînin, di serî ji bo bîranîna hemû jinên ku temen dane têkoşîna hebûna jinan û her wiha Sara-Rojbîn-Ronahî ku 2013’an li Parîsê hatin qetilkirin dikin diyarî.

Em bawer dikin her jin dê ji bo xebata me ya televîzyonê bibe alîkar û piştgiriyê nîşan bide.

Jin Jiyan Azadî…

9 Çile 2018

Weqfa Jin a Newa 

Hollanda

Comme ça été le cas jusqu’à ce jour, nous attendons votre soutien

Mesdames;

notre Journal, continue de diffuse en Europe avec une grande solidarité
et une grande contribution collective. Nous voudrons élargir notre travail.
Notre fondation lutte pour rendre plus visible la réussite et les problèmes
des femmes et essaie de trouver des solutions à ces problèmes.

De même nous esseyons de promouvoir les femmes dans la vie
économique, écologique, sportive… Notre fondation prend un nouveau
chemin afin de faire entendre la voix des femmes par d’autres médias…
Comme ça été le cas jusqu’à ce jour, nous attendons votre soutien.
Vous pouvez-nous soutenir économiquement, en envoyant vos dons à nos comptes ci-dessous.

IBAN: NL54INGB0008525445                                        Telefon: 0647740917
BIC: INGBNL2A                                                           E-mail: info@stichtingnewa.com

Merci.
La Fondation Newa

Projelerimiz için kadınların dayanışma ve desteğini bekliyoruz

0

Sevgili Kadınlar;

Uzun bir süredir Avrupa’da kadınların dayanışması ve emeği ile yayın hayatına devam eden gazetemiz, bundan sonraki süreçte çalışmalarını daha ileri bir aşamaya taşımayı amaçlamaktadır. Kadınların başarılarını, çalışmalarını, sorunlarını görünür kılmaya ve bu sorunlar karşısında çözüm perspektifi oluşturmaya çalışan vakfımız aynı zamanda ekonomik, ekolojik, spor vb. alanlarda kadın farkındalığını yaratmayı hedeflemiştir. Vakfımız, kadınların sesini artık farklı mecralarda da (internet gazetesi, radyo, televizyon vs.) duyurma amacıyla yola çıkmaktadır. Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da kadınların dayanışma ve desteğini bekliyoruz. Aşağıdaki banka hesapları aracılığıyla projelerimize katkı sunabilirsiniz.

IBAN: NL54INGB0008525445                                        Telefon: 0647740917
BIC: INGBNL2A                                                           E-mail: info@stichtingnewa.com

Teşekkürler
Newa Kadın Vakfı

Em li benda piştgirî û alîkariya jinan in

0

Jinên Hêja,

Rojnameya me ku, demeke dirêje li Ewropayê bi hevkarî û keda jinan weşana xwe didomîne, armanc dike ku ji niha û şûnde xebatên xwe bigehîne qonaxek hîn pêşdetir. Weqfa me ku hewl dide serkeftin, xebat û pirsgirêkên jinan berbiçav bike û li dijî pirsgirêkan perspektîfa çareseriyê saz bike, di heman demê de armanc dike di qadên weke aborî, ekolojî, spor û weke din de têgehiştina jinê çêbike. Êdî Weqfa me bi armanca ku dengê jinan di qadên din (rojnameya înternetê, radyo, televîzyon û weke din) de bide bihîstin, dikeve rê. Weke heya niha, ji niha û pêve jî em li benda piştgirî û alîkariya jinan in. Hûn dikarin bi rêya hesabên banka yên li jêr hatine diyarkirin, ji projeyên me re bibin alîkar.

IBAN: NL54INGB0008525445                                        Telefon: 0647740917
BIC: INGBNL2A                                                           E-mail: info@stichtingnewa.com

Spas,
Weqfa Jinê ya Newa

EEN DAPPERE VROUW TEGEN DE NAZI’S: Sophıa Scholl

0

Sophia Magdalena Scholl, is geboren op 9 mei 1921 in de stad Forchtenberg in Duitsland. Sophia Scholl, haar broer Hans Scholl, haar zusters Inge en Elisabeth en haar broer Werner werden christelijk-humanistisch opgevoed. Sophie was geen ‘typisch’ Duits meisje, ze was klein en had bruine ogen en haren. In 1930, verhuisde het gezin naar Ludwigsburg en vervolgens twee jaar later naar Ulm waar haar vader een consultancy bureau had. Sophia en haar broer geloven in de propaganda van de nazi’s en treed toe aan de Hitlerjeugd op de leeftijd van 13. Ze koos om net als de meeste van haar klasgenoten toe te treden aan de Duitse eenheid van meisjes, maar haar aanvankelijke enthousiasme gaf manier om kritiek. De arrestatie van haar broers en vrienden in 1937 voor deelname aan de Duitse jeugdbeweging liet een sterke indruk op haar. Sophia maakt tijdens een dansevent in 1937 kennis met Fritz Hartnagel. Ontdanks de twee veel veel aparte ideeën hebben, worden ze verliefd op elkaar.

In juni 1942 begon Scholl biologie en filosofie te studeren in München. In de vakanties moest ze werken in een bewapening productie in Ulm.

Door haar broer, die geneeskunde aan de Ludwig-Maximilians-Universiteit van München studeerde, ontmoette ze studenten die hen in hun verzet tegen het nazi-regime moedigde. Hoewel haar broer Hans haar uit de cirkel van het verzet tegen het nazi-regime wilde houden, was Sophie  geslaagd om toe te treden tot de groep. De leden van de Witte Roos maakten brieven die ze in telefooncellen en geparkeerde auto’s legden en gaven ze aan andere studenten in andere steden om de brieven te verdelen.

De kern van ‘De Witte Roos’ werd gevormd door een groep studenten geneeskunde. Samen volgden zij de cursussen van professor Kurt Huber die filosofie en psychologie doceerde. De kritische kijk van de professor zette de studenten ertoe aan hem in vertrouwen te nemen. Ook hij nam deel aan hun acties. Aangezien ze hun acties steeds verder wilden uitbreiden werden ook andere studenten en vrienden in meer of mindere mate ingelicht. Zij zorgden oa mee voor de verspreiding van de pamfletten in München en omstreken.

Later trachtte de groep contacten te leggen met studentengroepen uit andere steden.

Zo ontstonden er banden met studenten uit Hamburg, Ulm, Freiburg, Stuttgart, Saarbrücken en Berlijn (groepen ‘Rote Kapelle’ en ‘Onkel Emil’). Behalve de groep Onkel Emil werden ook alle andere studentengroepen door de Nazi’s ontdekt en de medestanders veroordeeld en terechtgesteld.

In februari, verdacht de geheime politie (Gestapo) de auteurs van de folders in München student kringen. Midden februari 1943 werd de zesde bijsluiter voltooid en verzonden met een oproep om het nazi-regime omver te werpen en een “nieuwe intellectuele Europa” te bouwen. De bijsluiter kwam naar Groot-Brittannië door Helmuth James Graf von Moltke. In het najaar van 1943 werd het er herdrukt, gedaald door Britse vliegtuigen boven Duitsland en verspreiding door de omroep BBC. Op 18 februari werden Sophie en haar broer in de universiteit van München tegengehouden door de bewaker Jakob Schmid . Na hun ondervraging door rector Walther Wust werden ze gearresteerd door de Gestapo. In het hoofdkwartier van de Gestapo München in het Johanneshof Palais in Brienner Street, was Sophie Scholl ondervraagd door Detective Chief Secretary Robert Mohr van 18 tot en met 20 februari. Zij probeerde de agenten te overtuigen dat ze alles met haar broer had gedaan om haar andere vrienden te laten bevrijden. Vier dagen later, op 22 februari, werd ze veroordeeld (in München door het volkstribunaal onder het voorzitterschap van de rechter Roland Freisler uit Berlijn “verraderlijke ter bevordering van de vijand, voorbereiden te hoog verraad plegen [en] ondermijnen militaire kracht”) tot de dood. Na de uitspraak zei Sophia tegen de rechter: ” Als ik nog eens zou leven zou ik hetzelfde doen. Want ben niet degene met een verkeerde kijk op de wereld, dat zijn jullie.” Ze werd dezelfde dag rond 17:00 uur geëxecuteerd.

Meral Çiçek

De natuur en vrouwenuitbuiting zijn parallel

0

We zouden even moeten stilstaan en nadenken. Laten we ons afvragen wat anderen over ons denken in plaats van ons bezig te houden met wat wij van anderen vinden. Hoe zou een hond bekijken, of een kat? Wat gaat er door een plant heen als we het uit de grond trekken? Horen onze oren en voelt ons gevoel deze levende wezens? Misschien willen alle levende wezens ons iets vertellen. Misschien willen zij dat wij het vanuit hun kant bekijken? Misschien willen ze ons vertellen dat wij hun leven verwoest hebben.

De natuur en de mens bevatten uit verschillende categorieën. Deze omstandigheden komen niet alleen voor in de natuur, maar ook tussen de mensen onderling. Dit geldt bijvoorbeeld in de onderlinge relatie tussen mannen en vrouwen. De machtsoverheersing van de man tegen de vrouw vormt een parallel tussen de mens en de natuur.

De wreedheid tegen de vrouw en de andere levende wezens vormen grote overeenkomst, vindt u niet? Als de een niet wordt bevrijd, dan geniet de ander ook niet van vrijheid. De basis van vrijheid is hetzelfde: de wreedheid van de man. Terwijl ieder levende wezen een eigen karakter en identiteit heeft.

De regering beschikt over de mentaliteit dat de vrouw moet worden gestuurd door de man, omdat de man sterker is. Deze regel wordt ook toegepast in de natuur. De natuur bestaat ook tussen sterke en zwakke dieren. De zwakkelingen zijn bestemd voor de sterkere dieren.

Er kan een parallel worden getrokken tussen ‘de sterke man’ en ‘de sterke leeuw’. Dit vormt een symbool van macht. ‘De zwakke vrouw’ kan worden vergeleken met ‘het zwakke hert’. Met dit idee ontstaat een wereld waarin sterkere en zwakkere zijn. Normaliter moeten zwakkere zich overlaten aan de sterkere. Hun lot ligt in de handen van de sterkere. Om in leven te blijven hebben ze een ‘eigenaar’’ nodig.

Deze mentaliteit steunt het systeem waarin wreedheid centraal staat. Wanneer de regering dit steunt en de man zijn wreedheid uitvoert, ontstaat er zo een sfeer. Op een gegeven moment gaat de vrouw zich typeren als ‘‘zwak’’ en realiseert dat ze een ‘‘eigenaar’’ nodig heeft. Ze gaan erin geloven dat zij zonder de sterkere niet kunnen overleven. Veel mensen zijn hun ‘’baas’’ ook dankbaar, omdat zij brood op tafel kunnen leggen dankzij hen. Er wordt nooit stilgestaan bij deze problematiek van ongelijkheid. Hierdoor blijft dit constant groeien. Ongetwijfeld speelt de regering en de wreedheid van de man een centrale rol.

De regering steunt de hiërarchische verhouding in de maatschappij en de wreedheid van de man. De zwakke positie van de vrouw vloeit voort door de hiërarchische verhouding. Dit is ook de vergelijken met de wreedheid in de natuur.

We moeten de vrouw kunnen begrijpen. Als we dat niet kunnen, dan kunnen we ook niet de natuur begrijpen. Door de vrouw te bestuderen, kan er beter inzicht worden verkregen in de ethische en natuurlijke onderdrukking.

Vroeger kon men met verschillende samenlevingen samen leven. De vrouw symboliseert democratie, begrip en vrijheid. Iedereen verrichtte werk naar zijn niveau, talent, leeftijd en gaf een eigen kleur in de maatschappij. De mensen vormden een deel van de natuur en voerden geen machtsmisbruik tegen de natuur.

De wreedheid door de man en de regering hebben door eigenbelang ervoor gezorgd dat de vrouwen hun eigen identiteit hebben verloren.

Om weer opnieuw onze waarden te verkrijgen moeten we weer vechten voor onze rechten. Dit moeten we niet al te ver opzoeken. De geschiedenis leeft immers in ons. De levende wezens zijn er immers nog, maar wel diep gegraven. We moeten weer graven om alles op aarde te brengen.

Al 200 jaar strijden de vrouwen voor deze positie en deze strijd zal successen boeken. De natuur wacht net als de vrouw om ‘’bevrijd’’ te worden.

Aknur AYDIN